Ve Evlilik, Aşkın Katili Değil Artık!...

Saturday, Şubat 11, 2006 -Kategori: Denemeler - Derlemeler

Televizyonu KAPAT, 

Kitabı AÇ!...                                  

                  

                 

 

 

''VE AŞK EVLİLİĞİN ELLERİNDEN TUTTU'' Senai DEMİRCİ  

              (Mayıs 2005 Timaş yayınları)

Evliliklerin aşksız kaldığı, aşkların evliliğe erişemediği çağımızda Senai Demirci bizlere yeni bir kapı aralıyor, “Gelin ideal yuvayı eşimizle birlikte kuralım” diyor. Ve asla unutmamamız gereken bir gerçeği hatırlatıyor: “Evliliğimize anlam ve aşk kazandırmak bizim elimizde… Önemli olan sahip olduklarımızın kıymetini bilip, fırsatları değerlendirebilmek…”


VE AŞK EVLİLİĞİN ELLERİNDEN TUTTU isimli kitapta bulunan bazı bölümler…

SEVDİĞİNİZİ BAŞ KÖŞEYE KOYMANIN BEŞ YOLU

1-DİNLEYİN

Sevdiklerinize iyilik etmek için elimizden geleni yaparız, saçımızı süpürge ederiz, onların ayaklarının altına paspas bile oluruz. Ne var ki. Kulaklarımızın da güzel bir iyilik aracı olabileceğini kimse söylemedi bize. Eşimiz ve çocuğumuz söz konusuysa, illa da dilimizin tatlı bir şey söylemeye, illa da elimizle uygun çözümler bulmaya çalışırız. Ama dinlemenin, sadece dinlemenin de bir iyilik olduğunu duymalısınız. Dinlemek, bir insanın ruhunu ruhunuzda ağırlamak demektir. Hiç beklemeyin, hemen şimdi deneyin; çocuğunuzu, kulaklarınızı alabildiğince açarak, pür dikkat dinleme pozisyonu alarak dinleyin. O küçük ruhun nasılda kocaman bir evrene dönüştüğünü, o minicik kalbin nasılda taşıp kalbimize akmaya çalıştığını görün! Sözcükleri ağzından çıkarmasa da, yüreğinizdeki parıltının, gözlerinizdeki kıvılcımın size çok şeyler söyleyeceğine emin olun. Eşinizi, sözlerini hiç kesmeden, araya çözüm önerisi sıkıştırmadan, gözlerine eleştiri oku çevirmeden dinleyin, sadece dinleyin. Emin olun ki şaşıracaktır. Göğsünü daraltan sıkıntılar hafifleyecek, kalbine yük olan sorunlar uçup gidecektir. Dinleyerek, onun ağzından çıkan sözlerin kulak zarına değmesinden daha fazlasını yapıyorsunuz; onun ruhuna ruhunuzda yer açıyorsunuz. Ve bunu sadece kulaklarınızla yapabiliyorsunuz!

 

2-ANLAYIN..

Bir söz içinde, sözün söylendiğinden fazlası vardır. Sözün ilk anlamı üzerinden anladığınız sadece bir gölgesidir. Ama unutmayın ki, her gölge arkasında güneşi saklar. Özellikle yakın olanlar, sözlerin söylediğinden daha çok şey söylemek isterler birbirlerine. Sözün içine baktığınız kadar arkasını da kollayın, çünkü gölge güneşten haber verir. Evliliğinde sorunlar yaşayan bir erkeğe annesinin söylediği şu sözleri aklınızdan çıkarmayın. “eşinin söylediklerini dinle!”. Annesine baş vurmuş yine. Bu defa asıl öğüdünü fısıldamış annesi; “şimdi git ve eşinin sana söyleyemediği her sözcüğü dinle”. Aşka giden yolun kapısının anahtarı, sevdiğinizi kulaklarınızla dinlediğiniz kadar, kalbinizle de dinleyebilmenizdir. Gölgeyi görüp de güneşi fark etmezseniz, üşürsünüz.

 

3-SÖYLEYİN

Anlaşılmayı ummak hoş bir duygudur. Keşke herkes hele de eşiniz, bizi hiç yormadan, ağzımızı bile kıpırdatmadan, hemen anlayabilseydi! Ne kadar sevinirdik. Ne hoş bir sürpriz olurdu! Bu konuda, içimizden geçenleri, tereddütle mırıldandıklarımızı, kendi kendimize fısıltıyla söylediklerimizi, hatta kendimize bile söyleyemediklerimizi anlayacak sadece kalbimizin ve bilinçaltımızın kıvrımlarına bile aşina olan Rabbimizdir. Yaratıcımızdan beklediğimizi, yarattıklarından ummak ise bizi kaçınılmaz olarak hayal kırıklığına uğratır. Öyleyse anlaşılmayı ummak yerine, kendinizi olabildiğince anlaşılır eyleyin. Eşinizi sizi kalbiyle dinlemesinden önce siz ona kalbinizden geçenleri de söyleyin. Söyleyin! Doğrudan söyleyin!

 

4-BEKLEYİN

Her insan hak ettiğini yaşar. Önümüzdeki hayat hep aynıdır; akıp giden zamanın tik tak sesleri kişiden kişiye değişmez. Ancak her bir insanın hayata kattığı neyse, hayattan aldığı da odur. Siz içinizdekini değiştirirseniz, dışınızdakiler de size göre değişebilir. Yani, hayatımızın rengini karşılaştığımız olaylar değil, olayları nasıl karşıladığımız belirler. Önümüze gelen olumsuzluklara, yolumuza çıkan sorunlara, tepki vermeden önce bir bekleme süreci koyun kendinize. Sizi kızdıran, sizi üzen bir şey duyduğunuzda hemen tepki vermeyin, bekleyin. Olaylar ve olaylara verdiğiniz tepki arasında hep bir mesafe olsun. Dışınızda olanların sizi etkilemesine izin vermeden; siz içinizde olanı, yani tepkinizi değiştirmeye çabalayın. Hem zaten siz, içinizde olanı ortaya dökmek için var edilmiş değil misiniz ? Dışarıda olan bitenin silik bir kopyası olacaksınız, her zaman her şeye herkes gibi tepki vereceksiniz. Sizin farkınız ne ki? Bekleyin ve fark edin. Hak ettiğiniz gibi yaşayın!

 

  5-BAKIN!

  Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmezseniz, cevizin hepsini kabuk sanırsınız. Körlükler içinde en vahim olanı, muhtemel insanın insana, körlüğüdür. Bir  insanın güzelliğine körleşmişseniz, onu sadece görmemekle kalmaz; başkalarının görmesine de izin vermez bir karanlığa mahkum edersiniz, hatta onu bir daha göremeyeceğiniz kadar karalarsınız. Cevizi kabuğundan ibaret sayan, artık cevizi görse de göremez ki. Kaybedilip de aradıklarınızı belki bulursunuz, ama kaybedip de kaybettiğinizi fark edemediklerinizi hiç aramazsınız.  Aramadığınız şeyi asla bulamazsınız, bulsanız da bulduğunuzu fark edemezsiniz. İyice bakın eşinize, belki de onun içinde sakladığı güzel insanı size anlatmasına fırsat vermediniz. Belki de sadece kabuğundan ibaret sandınız cevizi…onu kazanmak için çaba göstermeniz gerekiyordu ama kabuğunu kıracak kadar beklemediniz. Belki de eşiniz, kaybettiğinizi bile fark etmediğiniz bir kayıp. Açın gözlerinizi ve bakın, cevizin özüne inin!

 

AŞKINIZI MUTFAKTA PİŞİREBİLİRSİNİZ

 Bende bir yemek yazarına özendim. İyi bir yemek yazarı nasıl her aşın yanına bir aşk katıyorsa; bende aşkın yanına bir aş katayım dedim. Bakalım servis etmeye değer görecek misiniz?

 Tuz gibi olun; varlığınızı da yokluğunuzu da hissettirmeyin.

 Aşçıların dediğine göre bir çok yemeğin tadı, tuzla ortaya çıkar, tuzla derinleşir. Yeterince tuz ve kararınca tuzlu bir yemek dilimizde daha güzel bir tat bırakır, daha derin bir lezzet verir. Bunun için tuzun az da olmaması, fazlada olmaması gerekir. Tuzun azlığı yemeğin tadını samanlaştırır, yavanlaştırır. Tuzun fazlalığı ise yemeği ağırlaştırır. İyi bir yemekte tuzun yokluğunu da, varlığını da hissetmemeniz gerekir.

 Bazen eşiniz için tuz gibi olmanız gerekir. Tıpkı tuz gibi yokluğunuzu hissettirmeden ortak hayatınıza güzellikler ekleyin. Ama bunu yaparken varlığınızı da fark ettirmeyin, onun için yaptıklarınızı fazlaca hissettirmeyin. Her şeyin güzel olması için çaba harcayın, ama çaba harcadığınızı sık sık dile getirmeyin. Yanında olun ve ona güzellikler katın, o kadar! Damak tadına güveniyorsanız, varlığınızı ve varlığınızın damak tadına ne kattığı çok geçmeden anlayacaktır.

Evliliğinize boş bir kase ile başlarsınız. Elinizdeki boş kase, evlilik niyetinin en başında tuttuğunuz aşk ve güven, sevgi ve saygıdır. Bu kase elde olduktan sonra, kaseye dolduracağınız çorbanın tuzunu, suyunu, acısını, kıvamını, baharatını birlikte belirlersiniz..

Bu çorbanın tadını birlikte oluşturursunuz; kavamını birlikte bulursunuz. Evliliği sıkı bir anlaşma maddeleriyle kayıt altına almak, karşı taraftan her şeyi tam da damak zevkinize göre belirlenmiş bir çorba beklemek gibidir. Oysa kimsenin bir başkasının damak tadına göre çorba hazırlaması her zaman mümkün olmaz. Üstelik bu çorba, çorbayı pişirene göre mükemmel bir çorba olsa bile, diğeri için münasip olmayabilir, öyleyse çorbayı baştan pişirmeye kalkmayın.   Elinizde sadece bir kase olsun. Çorbanın kıvamını sonra ve birlikte belirleyin. Olmadı, kaseyi boşaltıp yeniden başlayın. Ama kaseyi asla elinizden düşürüp kırmayın. Aşkın harlı ateşinde, hoşgörünün temiz suyuyla, karşılıklı güvenin tuzu biberiyle, bir çorba gibi ortaklaşa pişirebilirsiniz ilişkinizi.

 Bırakın çorbayı en başından hazır etmeyi, eksikliğiyle kusuruyla birlikte pişirin ve birlikte yiyin. Yeter ki elinizdeki kaseyi düşürüp kırmayın...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

2 yorum yazılmıştır

Saturday, Nisan 15, 2006 - Başlıksız Yorum

Yazan: Zeynep Zengin
Bu tarz kitapları genellikle yabancı yazarların Türkçe'ye çevrilmiş kitaplarında bulmak mümkün oluyor. Bu sebeple kitap oldukça ilgimi çekti, en kısa zamanda alıp okuyacağım.
Bağlantı - -

Saturday, Şubat 18, 2006 - Böyle evlilikler var mı?

Yazan: gelincik2
Varsa ne mutlu.Bırakmayın sakın birbirinizi...
Bağlantı - -
« Önceki - Sonraki »

Tüm Kitapçılarda...


Yazılarını çok beğenip takip ettiğim
YAZIRUHU Gülnaz HASKÖY'ün
SATILIK RUHLAR MAHZENİ
adlı kitabı '09 Mart ayından beri tüm kitapçılarda.
Okumanızı mutlaka tavsiye ederim.



Daha Önce:

Blogunu izlediklerim:

Beni Kategorize Edin:

Belki Lazım Olur:






Lütfen Saygıyla Mesaj Bırakın... Mesajlarınız için teşekkürler.