TV'den KİTAP'a...
Salı, Mart 21, 2006 -Kategori: Denemeler - Derlemeler
''KÜÇÜK ŞEYLER'' Üstün DÖKMEN
( Sistem yayıncılık - 2005 )
Belli bir süredir TRT'de Küçük Şeyler isminde bir program hazırlayan Üstün Dökmen bu programından yola çıkarak ve programının içeriğini genişleterek kitabını oluşturmuş.
Kitabın çerçevesi, insan ilişkileri, iletişim hataları, yaşama sevinci, çocuklarla iletişim, eşlerle iletişim, rollerimiz, kadın erkek eşitliği..
Üstün Dökmen okuyucularının, kendileri için daha rahat anlaşılır bir kitap istemeleri üzerine böyle bir kitabı yazmaya çalıştığını ifade ediyor.
Kitapta temel konulara, özelikle de toplumun ihtiyacı olduğunu düşündüğü ve seminerlerinde izleyenlerin etkilendiklerini gözlemlediği, konulara yer vermiş..
Pek çok kişi, televizyonda ki Küçük Şeyler adlı programı izlemiş olabilir. Ama kitap ile televizyon çok farklı..Televizyon belki daha canlı ve renkli ama gözden kaçırdığımız bir çok şey olabilir. Kitapta ise televizyonda fark edemediğimiz veya kaçırdığımız noktaları bulabiliriz. Ayrıca televizyonda paylaşılmayan, tartışılmayan konular da, bu kitapta yer alıyor.
Prof. Dr. Üstün Dökmen, 1954 yılında İstanbul' da dünyaya geldi. Hacettepe üniversitesinden mezun oldu. Halen Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde öğretim üyesidir. Yazarın çeşitli bilimsel makaleleri ile İletişim Çatışmaları ve Empati, Sosyometri ve Psikodrama, Gelişmek ve Uzlaşmak isminde kitapları bulunmakta. Bu kitaplarının yanı sıra Bir Yumurtanın Tarihçesi, Selam, Yağmurda Yangın adlı şiir kitapları ve Komşu Köyün Delisi isminde de bir tiyatro oyunu bulunmakta. Kendisi ailesi ile birlikte Ankara’da yaşamaktadır.
Yazarın son kitabı Küçük Şeyler. Diğer kitapları daha çok psikoloji ve buna benzer alanlarda çalışanlara ve öğrencilere yönelik hazırlanmış. Fakat bunun yanı sıra mesleği psikoloji olmayanlara da yönelik olduğu söylenebilir.
Kitabı okurken, yazarın sizinle sohbet ettiğini hissedecek ve yaşamın içinden bir çok küçük ayrıntıyı fark etmenin keyfini alacaksınız.
Bu kitapta yer alan, MUTLU OLMAK POLYANACILIK Mİ? adındaki bölümü sizlere aktarmak istiyorum.
MUTLU OLMAK POLYANACILIK MI?
Mutsuz olmayı, şuna buna söylenmeyi, karamsarlığı öyle derinden öğrenmişiz ki “bu ülkede yaşanmaz” ve nihayet “batsın bu dünya” demeye hakkımız olduğunu düşünüyoruz Ve sonuçta daha da kötüsü, iyi birilerini gördüklerinde canları sıkılıyor kötümserlerin, adeta, şuna bir şey söyleyeyim de keyfi kaçsın diyorlar içlerinden. Yıllardır seminerlerimde iyimser olmanın öneminden söz ettiğimde en az bir kişi çıkıp “Hoca! iyide o zaman bu polyanacılık olmaz mı?”der. bu karamsarlığa pirim veren bakış tarzı beni üzüyor. Şimdi söz konusu cümleye tekrar bakalım.
“İyimserlik, küçük şeylerden mutlu olmak polyanacılık sayılmaz mı?
Bu görüşte sanırım iki hata var. Birincisi, “iyimserlik eşittir polyanacılık” iddiasıdır ki, bu doğru değildir. İkincisi böyle söylendiğinde polyanacılığın kötü bir şey olduğu varsayılmaktadır. Polyanacılığın kötü olduğunu, kim söyledi?
Polyanacılık, kayba uğradığımızda, elimizde kalanları fark etme ve sevinme becerisidir. Polyanacılık bir psikolojik savunma mekanizmasındır. Aşırı olmadan yerinde kullanıldığı sürece, kişiyi kaygıdan, sıkıntıdan korur, kişinin yarına kalma ihtimalini artırır. Polyanacılık, kendini avutmak değil, bardağın dolu yanını fark etmektir.
Diyelim ki birisi bir bacağını kaybetti. Şüphesiz bu kötü bir durumdur. Ancak bu kişinin önünde iki yol uzanır;
Birinci yol, bir bacağı gittiği için yaşamdan elini eteğini çekmek, artık hiçbir şeyden keyif almamaktır. İkinci yol ise şudur; kişi eğer geriye dönüş yoksa, mevcut durumu kabullenir, yaşamdan elini çekmez, yaşama sevincini kaybetmez. İkinci yol polyanacılıktır. Polyanacılığın ömrü birinciye oranla daha kaliteli geçer. Polyanacı tavır, bir çin atasözünü hatırlatıyor.
“Tanrım! Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirme gücü ver. Değiştiremeyeceğim şeyleri de kabullenmemi sağla. Ve ikisini ayırt edebilmem içinde akıl ver...”
Değiştiremeyeceğimiz kayıplar karşısında, yaşama sevincimizi kaybetmemek polyanacılıktır. Karamsarlığa oranla herhalde, daha gerçekçi bir tavırdır.
Bir toplantıda polyanıcılığı tartışıyorduk. Bir dostum şunları anlattı..
“Üç yeğenim vardı. Marmara depreminde üçü de enkaz altındaydı, bir tanesine ulaştık çıkardık, ölmüştü. Mahvolduk. Daha sonra, aynı enkazın altından diğerleri sağ çıktı. Ölene üzüldük, ama sağlam çıkanlara sevindik. Ölene üzülmemek, sağlam çıkanlara sevinmemek mümkün değildir”
Yukarıda ki tavır bir polyanacılık sayılabilir. Ama sadece ölene üzülüp sağlam çıkanlara sevinmeselerdi daha garip olurdu.
Tatsız olaylar karşısında kafamızı kuma gömüp bir şey yokmuş gibi davranmak, başımıza ne gelirse gelsin mutlu dolaşmak, polyanacılık değil, “devekuşluğu” olsa gerek.
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
2 yorum yazılmıştır
Saturday, Nisan 1, 2006 - çok guzel
Yazan: gultenbu kıtabı okumuştum çok super sn Prof ustun dokmen de denk gelınce ızlerım
sevgıler
Bağlantı - -

