Bugün Dünyada Savaş, Barış İçin mi?
Pazar, August 10, 2008 -Kategori: Bu-Gun Dun-Ya
“Barış İstiyorsan, Savaşa Hazır Ol”
Günümüze, “Si vis pacem, para bellum”, yani “Barış istiyorsan, savaşa hazır ol” biçiminde gelen bu sözün “ilk sahibi”nin kim olduğu kesinlikle bilinmiyor ama... Söyleniş biçiminde bir iki küçük değişiklik de olsa, bu sözün özünde belirtilen amaç, tarihe yön veren önemli kişiler tarafından benimsenmiş, sahiplenilmiştir.
Appius Claudius, Horatius, Livius ve Senaca’nın olduğu ileri sürülen bu söz, Cicero’nun yapıtlarında “Qui desiderat pacem, praeparet bellum” yani “Barışı isteyen, savaşı göze alır” biçiminde yer almaktadır.
Bu sözün günümüze geldiği biçimi ilk kez, “Epitoma Rei Militaris” adlı bir kitapta yer almaktadır.
4’üncü yüzyılda yaşayan Romalı savaş uzmanı Vegetius’un, Rönesans’a değin ders kitabı olarak okutulan ve Bizans İmparatoru Büyük Theodosisus’a adadığı “Epitoma Rei Militaris” (Askerlik Sanatı) adlı kitapta bu söz, bugüne ulaştığı sözcüklerle “Si vis pacem, para bellum” yani “Barış istiyorsan, savaşa hazır ol” biçiminde yorumlanmıştır.
“Barış istiyorsan, savaşa hazır ol” sözü, J. J. Rousseau’da farklı bir yorum bulmaktadır. “Toplum Sözleşmesi” kitabında Rousseau, “Savaş insanla insanın ilişkisi değil, devletle devletin ilişkisidir” demekte, “Savaş Durumunda” yapıtında ise, “İnsan gözünü kaldırdığında bir ölüler tiyatrosu, boğazlanmış on bin kişi, parça parça yığılmış ölüler, ölüm ve koma görmeye başladığında, sivil düzen tarafından kurulan barış ve huzurla tatmin olmak söz konusu değildir” görüşüyle bir başka gerçeği gözler önüne sermektedir.
Uygarlık ve demokrasi Aristotales’in “Savaş barışın aracı olmalı” düşüncesini gerçekleştirmek için yoğun savaşımlar vermesine karşın kayıtlara geçen 5600 yıl boyunca savaşsız gün olmadı. 5600 yılın yalnızca 296 yılı barış içinde geçerken savaşlar bugünkü dünya nüfusunun üçte ikisine eşit sayıda 4 milyar insanı yok etti. Bir o kadar insanı ise sakat ve göç etmek zorunda bıraktı. Savaşların maliyeti 156 x 100 x 10 m. boyutlarında bir altın külçesine eşittir.
1650 silahlanma yarışı belirlenirken bunların yalnızca 16’sı savaşla sonuçlanmamış. İşte bu yüzden “Ben yalnız barışsever değil, bir barış savaşçısıyım. İnsanlar savaşa savaş açmadıkları sürece hiçbir şey savaşları ortadan kaldırmayacaktır” diyor A. Einstein.
Mustafa Kemal, 1 Mart 1922 günü TBMM Üçüncü Toplantı Yılı açış konuşmasını yaparken bu konuya değinmekte ve bu sözü, “Hazır ol cenge, eğer istersen sulh ü salâh” biçiminde kullanmaktadır.
Mustafa Kemal’in konuşmasında bu sözün geçtiği bölüm şöyledir:
“Efendiler, ‘Hazır ol cenge, eğer istersen sulh ü salâh’ (Hazır ol savaşa, eğer istersen barış ve kurtuluş) gerçeğini bir an akıldan çıkarmamak, milli davamızın istediği icaplardandır. Bu bakımdan müteyakkız ve hazır bulunmaktan ibaret olan prensibimize uymaya devam edeceğiz, arkadaşlar...”
Mustafa Kemal’in bu konuşmasında kullandığı “Hazır ol cenge, eğer istersen sulh ü salâh” dizesinin kaynağı, Abdülhak Molla’dır.
1786 yılında İstanbul’da doğan ve 1853 yılında yaşama veda eden hekim ve şair Abdülhak Molla, Türkiye’de modern tıbbın öncülerindendir.
Hekimbaşı görevini üstlendiğinde Tıbbiye Okulu’nun modern anlamda Dr. Bernard ile kurucusu oldu. Tıpta ilerlemek ve barışı sağlamak için savaşa girdi. Yurt dışından öğretmenlerin getirilmesini sağladı. Karantina örgütünü geliştirdi. Herkese çiçek aşısı yapılmasını zorunlu duruma getirdi. Anatomi derslerinde cesetlerin kullanılabilmesi için padişahtan “irade-i hümayun” çıkardı. Anatomi ve patoloji eğitiminin ilk kez kadavralar üzerinde yapılmasını sağladı. Resmi izin ile ilk kez otopsi yaptırdı. Ellerinde diploma bulunmayan kimselerin tıp ve benzeri işlerle uğraşmaması için savaştı.
Aldülhak Molla, devletlerarasındaki savaşın yanında bireylerin anlayışları arasındaki savaşa da dikkat çekiyordu. Bu konuda kaleme aldığı beyti şöyledir:
“Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz ü felâh / Hazır ol cenge eğer ister isen sulh ü salâh.”
“Si vis pacem, para bellum” sözünü günümüz düşünürlerinden Bozkurt Güvenç de bir yazısında kullanmakta ve bu sözdeki “para bellum” (Savaşa hazır ol) kavramının bir silaha ad olarak verildiğini vurgulayarak, bu konudaki görüşünü şöyle açıklamaktadır:
“Sık sık bilgelik güç ve güzellik ışıklarından konuşuyoruz, ama işin sonunda, gelecek sefere kadar ayrılmadan hemen önce, kardeşlerimize ve kendimize bu yerden, barış içinde ayrılmalarını hatırlatıyoruz. Çünkü, günlük ve bireysel hayatlarımızda ve ilişkilerimizde yapılması gereken iş budur. O barışı belki de yüreklerimizde daima parlayan dördüncü ışıkta bulabiliriz: Kardeş sevgisinde!” Yani Psikiyatr şair Akif Uğurlu’nun dediği gibi “Keşke öldürmesiz olsaydı savaşlar...”
Barış isteyenlerin öncelik- le savaşa hazır olmaları görüşünün özü, barışa olan isteğin ölçüsünde, savaştan duyulan nefreti de içermektedir.
Mustafa Kemal, bu istek ve nefreti, konuyla ilgili çeşitli konuşmalarında şu sözleriyle açıklamaktadır:
“Biz yaşam ve bağımsızlık için mücadele eden ve bu kanlı savaş manzaraları karşısında bütün uygar dünyanın hissiz izleyici kaldığını görmekle içi kan ağlamış insanlarız...”
“Görüyorsunuz ya! Birçok zaferler kazandım, fakat bunların en büyüğünden sonra bile her akşam savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek derin bir acı duydum...”
“Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir...”
Tarihten günümüze uzanan “Si vis pacem, para bellum” sözündeki “Barış”ın yanında “Savaş” sözcüğü ne denli ürkütücü ve yakışıksız duruyor olsa da, “Savaş” sözcüğünden bir an bile ayrı kalmayan “Barış” sözcüğü, içeriğinde her zaman taşıdığı umut ışıklarıyla, savaşın en kanlı anlarında bile insanlara bir teselli oluşturma gücünü sürdürüyor.•
Songül Saydam
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
